Çarşamba, Temmuz 06, 2011

Minik Yürekli Kız


O zamanlar yani mahallenin huysuz Fatma hanım teyzesinin kendisine sümüklü böcek dediği çok eski zamanlar. Çocukları sevmezdi hatta hiç sevmezdi. Çocuğu ise hiç olmadı. İlk kocası dönmemiş savaştan kayınbiraderi ile evlendirilmiş ondan da çocuğu hiç olmamış. Evde tek başına yaşardı, yaşlıydı ya kendi kendine yıkanamazdı. Onun annesini ya da halasını çağırırdı. Anlamazdı bu kadar huysuz olan bir kadına annesinin neden yardım ettiğini.Hiçbirşeyi beğenmezdi ,sürekli kusur bulurdu o nedenle annesinin o teyzeyi neden yıkadığını, neden yemek yaptığını, neden ilgilendiğini hiç anlamadı hem uzaktan akrabası bile değildi.Küçücük çocuk aklıyla insanlık diye kavramı hem nasıl anlayabilirdi .Sürekli sarımsak kokardı evinde annesi pişirdiği yemekten göndermek için onu yollardı o önce istemezdi sarımsak kokulu eve gitmeyi midesi kaldırmazdı ama ne yapsın çaresiz giderdi. Sıkılırdı ya bazen evinde gelirdi annesine oturmaya hemen şu böcükleri evden at diye bağırırdı, söylemiş miydim Fatma hanım teyze çocukları hiç sevmezdi.

O zamanlar yani mahallenin huysuz teyzesinin kendine sümüklü böcek dediği için  ağladığı çok eski zamanlar. Halası çok severdi onu,üst katında otururdu diğer üç evladından hiç ayırmazdı hatta annesi gibi anne derdi ona. Hem anne demek için onu doğurmak mı gerekti.Halası onu ağlarken görünce içi parçalanırdı ,onu teselli ederdi. 'Sümük bir zeka göstergesidir ,zeki çocuklar sümüklü olur ağlamak yerine sevinmelisin 'derdi. Sen zeki olduğun için sümüklüsün dediğinde inanmıştı, söylemiş miydim halası onu kendi evladı gibi çok severdi.

O zamanlar yani annesinin evde ve bahçesinde bulunan çiçeklere kızım,yavrum dediği için çiçeklere kızdığı  çok eski zamanlar. Annesinin çiçeklerinin garip garip isimleri vardı hiçbirini birbirinden ayırmazdı. Hepsiyle tek tek konuşur yavrum diye seslenir sularını verirdi. O ise o ilgiyi kıskanırdı kendisinden başka hiçbir canlıya annesinin yavrum diye seslenmesini kabullenemezdi.Çiçekleri çok sevse de kendi evinde bir gün bile çiçek yetiştirmedi .Kimbilir.... Söylemiş miydim onun annesi çiçeklerini yavrum diye severdi.

O zamanlar yani bahçelerinde bulunan kiraz ağacında yeni yeni olan kirazları kendilerinden önce yediği için kuşlara kızdığı çok eski zamanlar .Bahçeli bir evde büyümüştü Bahçesinde yeşil, kırmızı erik , kiraz ve gül ağacı vardı. Yan komşunun bahçesinin de bulunan ıhlamur ağacının her sabah kokusuyla uyanırdı.Kırmızı eriği ekşiliğinden sebep yiyemezdi. Bir tek kiraz kalıyordu kendisi için onlar daha ağaca çıkamadan kuşlar sebeplenirdi ya kızardı ,söylememiş miydim bahçeli evini o çok özledi.

O zamanlar yani nerden duydu hiç bilmiyor hafızasının en ücra köşelerine yolculuğa çıktı yine de hatırlamıyor ‘herkesin kalbi kendi yumruğu kadardır 'lafını duyduğu an ağladığı çok eski zamanlar.Elleri çok küçüktü ya onun elini yumruk yapıp yapıp ağlardı, yüreğime çok az sevgi alabilirim, kimleri önce sevsem diye düşünürdü, işin içinden çıkamazdı. O kadar çok sevdiği kişi vardı ki onun.O minik yüreği acı çekerdi derdini kimselere de açamazdı.Hayat hiç adil değil diye düşünürdü. Hatta kendine çok büyük haksızlık yapıldığı için içerlenirdi.Söylemiş miydim o minik yürekli kız büyüdü ama elleri hala çok küçük.

Büyüyerek öğrendi. O bu süre zarfında nice insanlar tanıdı elleri kocaman olsa bile yürekleri karanlık,onun ise elleri küçücük olsa bile yüreği aydınlık

8 yorum:

Tibetin annesi dedi ki...

Küçücük bile olsa o kalbe ne çok sevgi sığdırmıştır o minik :)
ne güzel dile getirmişsin o güzelim anılarını Aylacım. diline sağlık...

Küçük Mucizem dedi ki...

Ayla ne güzel anıların var. Bayılıyorum okumaya.
yüreği avcu kadar olabilir bir insanın. ama önemli olan ebatları büyüklüğü değil ki? O yürekte beslediğin duygular. kallavi yürekli arkadaşım benim.

Ayla dedi ki...

Sibel beğendiğine çok sevindim, bugün ne bilim o günlerden bahsetmek geldi içimden. O anılar benim içi çok güzeldi

Ayla dedi ki...

Nilhan güzel yorumun ,sözlerin için çok teşekkür ederim. O zaman küçüktüm bilmiyordum bunları ah bilsen bir ara takılmıştım ben yüreğim çok minik diye. Bütün dünyanın yükü küçücük omuzlarımdaymış gibi bir haliye-i ruhiyem vardı,düşün kimselere de bahsedemiyordum ben:)))

Şimdilik bir düşünce belki bu seri devam edebilir:))

abide dedi ki...

Yine çok güzel bir yazı olmuş.Okurken çocukluğuma gittim geldim.Yalnızlığın nekadar kötü olduğunu ,insanın kalbini nasırlaştırdığını birkere daha anladım.Bir evladım olduğu için şükrettim.Minicik yüreğimizde kocaman duygular....

Ayla dedi ki...

Abide beğendiğine çok sevindim yorumun benim yüreğimi titretti.Evet ebat olarak büyük yüreği olup karanlık, kör,sağır olacağına minik ama aydınlık gören bir yürek olsun yeğlerim

Yunkabu dedi ki...

yooook ben bu fotografi gormemistim daha once. Ama bu flu otesi !!!

Ayla dedi ki...

Unutmuşum demek göstermeyi...Bando yaptım senelerce ablam tonla fotoğrafı benım ise sadece bu var elde kalan:) olsun ne yapalım idare ediyoruz işte